Okullarda Neler Oluyor? Sarsılan Temelin Sesi
Son günlerde öyle haberler duyuyoruz ki, insanın aklı almıyor.
Geleceğimiz dediğimiz çocuklar, eğitim kurumlarında akla hayale gelmeyecek olayların içinde yer alıyor.
Bir an durup düşünelim:
Ne oldu da bu noktaya geldik?
Çünkü bu yaşananlar ne tesadüf, ne de sadece birkaç “sorunlu çocuk” meselesi.
Okullarımızda yankılanan şiddet, huzursuzluk ve sınır tanımaz davranışlar; aslında sarsılan bir zeminin, zayıflayan bir yapının dışa vurumudur.
Aile…
Evet, meselenin merkezinde hâlâ aile var.
Ama artık tek başına aile demek de yetmiyor.
Çünkü bugünün çocuğu sadece evin içinde değil; dijital çağda ekranların içinde büyüyor.
Algoritmaların yön verdiği, sınırları belirsiz bir interaktif dünyanın tam ortasında şekilleniyor.
Dijital dünya artık bir araç değil, başlı başına bir yaşam alanı.
Ve bu alanın kendi kuralları var:
Daha çarpıcı olanı öne çıkarmak, daha uç olanı görünür kılmak, daha dikkat çekeni yaymak.
Normal olan geri planda kalırken, aşırı olan hızla yayılıyor.
İşte bu yüzden, dün “olmaz” dediğimiz pek çok şey, bugün çocukların dünyasında karşılık bulabiliyor.
Bugün önümüze gelenler sanılmasın ki mesele sadece birkaç şehirde yaşanan münferit olaylardan ibaret.
Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta ortaya çıkan görüntüler, aslında buzdağının görünen yüzü.
Daha sessiz, daha kapalı ama en az onlar kadar riskli örnekler başka şehirlerde de yaşanıyor.
Kendi ilimizde burada hemen hemen bütün okullarımızda konuşulanlar bile, meselenin ciddiyetini ortaya koyuyor.
Ortaokul çağındaki çocukların internet akımlarından etkilenerek birbirleri üzerinde denediği, izahı zor davranışlar…
Ailelerden ve öğretmenlerden gizli çekilen görüntüler.
Ve daha da önemlisi, anlatıldığında insanın içini ürperten detaylar,
Sosyal medyada görünür olma çabası, ergenliğin verdiği o sınırsız benlik ve kendine güven hissi, sorumsuzluk…
Burada çok net bir çizgi çekmek gerekiyor:
Bu tabloyu sadece tek tek ailelerin hatasına indirgemek, meseleyi yanlış okumaktır.
Ama diğer taraftan, toplumsal zemini görmezden gelmek de mümkün değil.
Zinanın ve kuralsızlığın normalleştiği, sınırların silikleştiği bir iklimde; aile zayıflar, güven sarsılır, maneviyat erir.
Bu zeminle birleşen kontrolsüz dijital akış ise çocuğun önüne rehber değil, savrulacağı bir boşluk bırakır.
Ve o boşluk boş kalmaz.
En hızlı, en güçlü ve en çarpıcı olan tarafından doldurulur.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo tam olarak budur.
Bu sadece bir disiplin meselesi değil; bir yön, bir anlam ve bir gelecek meselesidir.
…
Peki Kurtuluş var mı?
Evet, hâlâ mümkün.
Ve yolu net;
Aileyi yeniden güçlendirmek,
değerleri yeniden merkeze almak,
ve dijital dünyayı doğru okumak…
Aile, yeniden bu toplumun merkezine oturmak zorunda.
Sadece birlikte yaşanan bir yapı değil; çocuğun karakterini inşa eden temel bir kurum olarak görülmeli.
Dijital dünya ise kontrolsüz bırakılamaz.
Esas olan yasaklamak değil; yönetmek, dengelemek ve bilinç kazandırmak!
Okul ile aile arasındaki bağ gerçek anlamda güçlendirilmeden bu sorun çözülemez.
Çünkü bir taraf görürken diğer tarafın görmediği her şey, boşluk üretir.
Ve son olarak; medya ve dijital içerik dünyasında farkındalık artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Çocuk sadece tüketici değil, aynı zamanda üretici haline gelmiştir. Bu üretim kontrolsüz olduğunda
sonuç bireysel değil toplumsal hale gelir.
Unutmayalım ki;
Toplumun geleceği, ancak sağlam bir aile yapısı, güçlü bir değer zemini ve bilinçli bir dijital farkındalıkla mümkündür.
Aksi halde konuştuğumuz her yeni olay, sadece bir başlangıç olmaya devam eder.
…
Vesselam.