İletişimi Katletme Kılavuzu: Bir "Kriz" Nasıl Yönetilemez?

Bir süredir yazılarımın satır aralarında bir şeylere dikkat çektim. İletişime dair bir çok şeyi işaret ettim.


Meselenin sadece söylenen değil, söylenmeyende olduğuydu bu işaret çoğunlukla …
Sadece cümle değil, cümleye giden yolun niyeti …

Çünkü insanın olduğu her yerde en temel ihtiyaç değişmiyor:
Anlamak ve anlaşılmak.

Dünya kurulduğundan beri budur asıl olan.

En çok anlaşılmak için mücadele eder insan. 

Kendini anlatabilmek ve doğru anlaşabilmek bir sanattır!

 

Ama gelin görün ki, bugün bazıları bu en temel ihtiyacı karşılamak yerine,
onu ustalıkla sabote etmeyi tercih ediyor.


Bugün biraz daha somut konuşalım.

Adını koymadan, kimseyi göstermeden, kimseyi hedeflemeden, işaret etmeden…
Ama herkesin “bir yerlerden tanıdık” bulacağı o meşhur kurumsal refleksi masaya yatıralım:

İletişimi nasıl katledersiniz?
Bir krizi nasıl yönetemez elinize yüzünüze bulaştırırsınız?

Aslında zor değil.

Hatta doğru adımları izlerseniz,
ortada hiçbir şey yokken bile gayet şık bir kriz üretebilirsiniz.


1. Görmezden Gel, Büyüsün

Ortada bir sorun mu var?
Herkes konuşuyor mu?

En doğru (!) hamle: Susmak

ve adeta “aaa bakın kuşlar nasıl da uçuyor“ bakışı atmak!

 

Hiçbir şey olmamış gibi davranın.
Zamanla unutulur sanın.
Sessizliğin sizi kurtaracağına inanın.

Oysa gerçek şu:

Sessizlik, krizi söndürmez…
Sadece büyütür.

Çünkü iletişim boşluk kaldırmaz.
Siz konuşmazsanız, yerinize başkaları konuşur.


2. Kelime Salatası ile Üstünü Ört

Konuşmak zorunda mı kaldınız?

İşte fırsat…

“Vizyon, misyon, sürdürülebilirlik, proaktif yaklaşımla halkla bütünleştik imajı…”
Ne varsa doldurun heybeye.

Haybeye olur bu ama yine de yapın!

Ama sakın ha…
Net olmayın.

Özür dilemeyin.
Sorumluluk almayın.

Onun yerine klasik cümleyi patlatın:

“Eğer bazı paydaşlarımız yanlış anladıysa…”

Mükemmel.

Mükemmel olan bir şey daha yapın,

zinhar inkar edin!

Hem hiçbir şey söylemez,
hem de söylemiş gibi görünürsünüz.


3. Gerçeği Değil, Görüntüyü Yönetin

Asıl büyük hata burada başlar.

Sorunu çözmek yerine,
nasıl göründüğünü yönetmeye çalışırsınız.

Faaliyet ikinci planda kalır,
algı birinci sıraya çıkar.

İçerik zayıfsa, ambalajı parlatırsınız.
Gerçek eksikse, tonu yükseltirsiniz.

Ama unuttuğunuz bir şey vardır:

İletişim;
sesi yükseltmek değil,
sözü güçlendirmektir.


4. Basını Bülten Panosu Zannet

İletişimin en kritik ayağı…

Ama en çok yanlış yapılan yer de burası.

Gazeteciyi;
soru soran değil, metin yayınlayan biri zannedin.

Eleştiri gelince şaşırın.
Hatta kızın.

Düne kadar “değerli basın mensubu” dediğin kişiyi,
bugün “art niyetli” -  “operasyoncu” ilan edin.

Sonra da “neden anlatamıyoruz” diye düşünün.

Oysa iletişim;
talimatla değil, diyalogla kurulur.


5. Kurum ile Kişiyi Karıştır

Kurumsal iletişim ayrı,
kişisel PR ayrı bir disiplindir.

Ama siz ikisini güzelce birbirine dolayın.

Kurumun dili olması gereken yerde,
kişisel övgü metinleri yazın.

Ya da tam tersi;
kişisel sorumluluğu kurumsal cümlelerin arkasına saklayın.

Sonuç?

Ne kurum net kalır,
ne kişi inandırıcı olur.


6. İçeride “Aile”, Dışarıda Kaos

Kurum içinde insanlar ne yaşıyor, önemli değil.

Bir paylaşım yapın:

“Biz büyük bir aileyiz…”

Bitti.

Yandaşların kaygısı mı var?
Belirsizlik mi yaşıyor?

Önemli değil.

Üç cümlelik motivasyon metniyle her şey çözülür sanın.

Ama gerçek şudur:

İçeride güven kuramayan bir yapı,
dışarıya güven veremez.


7. İnsanı “Hedef Kitle”ye İndir

İletişimin en büyük kırılması burada yaşanır.

İnsanı;
duygusu olan bir varlık olarak değil,
ikna edilmesi gereken bir veri olarak görün.

“% kaç etki ettik?” diye ölçün her şeyi.

Sonra da neden karşılık bulmadığınızı sorgulayın.

Çünkü iletişim rakamlarla değil,
insanla kurulur.


Ve işin özüne gelelim…

İletişim bir teknik değildir.
Bir karakter meselesidir.

Gerçeğe sadakat yoksa,
en iyi metinler yapılan kurgular hepsi birden çöker.

Samimiyet yoksa,
en güçlü argümanlar bile boşa düşer.

Cesaret yoksa,
hiçbir kriz yönetilemez.


Sonunda ne olur biliyor musunuz?

Çok iyi yazılmış metinler kalır geriye…
Ama kimse inanmaz.

Çok güçlü cümleler kurulur…
Ama kimse güvenmez.

Çünkü insanlar şuna bakar:

Söylenen ile yapılan aynı mı?

Eğer cevap “hayır” ise…
geri kalan her şey sadece iyi kurgulanmış bir hikâyedir.


Ve evet…
kabul etmek lazım:

İletişimi katletmek de bir yetenek ister.

 

 

….

 

Vesselam.